Kayseri’nin Soğuk Sabahlarında Başlayan Bir Hikâye
Kayseri’de sabahlar her zaman biraz sert başlar. Özellikle kışa yakın dönemlerde, nefesin havada görünür hale geldiği o ince çizgi… İşte ben tam da böyle bir sabaha uyanmıştım. 25 yaşındayım ve kendimi çoğu zaman anlamaya çalışan biriyim. Günlük tutmak benim için sadece bir alışkanlık değil; içimde birikenleri dökebildiğim tek yer.
O sabah omzumda garip bir sızı vardı. Gece boyunca uyurken yanlış bir hareket yapmış olmalıyım. Yatağın kenarında otururken bir süre sadece duvara baktım. İçimde hafif bir hayal kırıklığı vardı; çünkü o gün planladığım şeyleri yapamayacak gibi hissediyordum. Spor salonuna gitmek, biraz kafamı dağıtmak… Hepsi ertelenmiş gibiydi.
Telefonumu elime aldım ve ilk yaptığım şey “kas ağrısı nasıl geçer” diye aramak oldu. Karşıma çıkan şeylerden biri kinesio bantlarıydı. Daha önce spor salonunda görmüştüm ama hiç dikkat etmemiştim. Bu küçük renkli şeritlerin bu kadar işe yaradığını o an öğreniyordum.
Renklerin İçinde Gizlenen Bir Düzen
Kinesio bandının renkleri nelerdir diye düşündüm ilk kez o anda. Sadece bir renk değil, sanki her biri ayrı bir ruh hali gibi duruyordu.
Eczaneye gittiğimde rafın önünde durup uzun süre baktım. Bej, siyah, mavi, kırmızı, pembe, yeşil, sarı, turuncu… Hepsi yan yana dizilmişti. O an içimde tuhaf bir şey oldu. Sanki hayatım da böyleydi; farklı renklerden oluşan ama hangisini seçeceğimi bilemediğim bir karmaşa.
Eczacı “spor yapanlar genelde mavi ve siyahı tercih eder” dediğinde sadece başımı salladım. Ama içimden geçen şey bambaşkaydı. Ben sadece bir ağrıyı değil, biraz da içimdeki dağınıklığı toparlamak istiyordum.
Bej: Görünmez Olmak İsteyenlerin Rengi
Elime ilk aldığım bant bejdi. Cilde en yakın ton. Sanki yokmuş gibi duran ama aslında her şeyi taşıyan bir renk. O an kendimi düşündüm. İnsanların içinde var olup da bazen görünmez hissettiğim anları…
Beji seçmek neredeyse bir kabullenmeydi. “Ben buradayım ama çok da görünmek istemiyorum” diyen bir tarafım vardı sanki.
Mavi: Sakinleşmek İsteyen Zihin
Mavi bantı elime aldığımda içimde biraz rahatlama hissettim. Mavi her zaman bana denizi hatırlatırdı. Kayseri’de deniz yok ama ben hep hayalini kurarım. Mavi, zihnimi susturmak istediğim zamanlarda sığındığım bir renk gibiydi.
O gün omzuma mavi bantı yapıştırırken içimden “biraz sakin ol” dedim kendime. Çünkü aslında ağrı sadece omzumda değildi; zihnimde de bir yük vardı.
Siyah: Güç Gibi Görünüp Sessiz Kalan Renk
Siyah bantı düşündüğümde içimde garip bir güven hissi oluştu. Güçlü görünmek isteyen ama çoğu zaman içini saklayan insanlar gibi. Ben de çoğu zaman öyleydim.
Siyahı elime aldığımda kendime “dayanmalısın” dedim. Ama bu cümle bile biraz ağır geldi. Çünkü her zaman dayanmak zorunda olmak, insanı yoruyor.
Kırmızı ve Pembe: Kalbin Hızlandığı Anlar
Kırmızı ve pembe yan yana duruyordu. İkisi de neredeyse aynı hissi taşıyor gibiydi ama biri daha yoğun, biri daha yumuşaktı.
Kırmızı bana hep aceleyi, koşmayı, kalp atışlarını hatırlatır. Pembe ise biraz daha umutlu bir taraf gibi. İçimde bir şeylerin yeniden başlayabileceğine dair küçük bir ihtimal…
O an düşündüm: Belki de ben sürekli kırmızıda yaşıyorum ama pembe olmayı unutuyorum.
Yeşil: İyileşme Umudu
Yeşil bantı elime aldığımda durdum. Çünkü bu renk bana hep iyileşmeyi çağrıştırır. Doğa, bahar, yeniden başlamak…
Omzuma yapıştırırken içimde küçük bir umut oluştu. Sanki sadece fiziksel bir destek değil, duygusal bir toparlanma da yaşıyordum. O an fark ettim ki bazı şeyler sadece bedende değil, ruhun içinde de sarılmayı bekliyor.
Sarı ve Turuncu: Enerjinin Hatırası
Sarı ve turuncu biraz daha farklıydı. Daha canlı, daha gürültülü renkler. Onlara bakınca bile içim kıpırdadı. Ama aynı zamanda biraz uzak hissettim.
Çünkü ben o sabah enerjik biri değildim. Daha çok sessiz, içine dönük, düşünceli bir hal vardı üzerimde. Yine de o renkleri görmek bile içimde bir hareket başlattı.
Omzuma Yapışan Sadece Bir Bant Değildi
Eve döndüğümde aynanın karşısına geçtim. Omzuma yapıştırdığım bantlara baktım. Bej, mavi ve siyah… Üç renk yan yana duruyordu.
O an fark ettim ki bu sadece bir tedavi yöntemi değildi. Bu, kendime dokunma şeklimdi.
Hayal kırıklığım vardı. Çünkü ağrım yüzünden planlarım bozulmuştu. Ama aynı zamanda küçük bir umut da vardı içimde. Çünkü ilk kez kendi kendime bir şey yapıyordum, kendi halimi iyileştirmeye çalışıyordum.
Günlüğümü açtım ve yazmaya başladım:
“Bugün omzum ağrıyor ama belki de sadece omzum değil. Belki de ben uzun zamandır taşıdığım şeyleri fark ediyorum.”
Renklerin İçinde Kaybolan Düşünceler
O gün kinesio bandının renkleri nelerdir sorusu sadece bir merak olmaktan çıktı. Her renk, benim bir duyguma dönüştü.
Bej, görünmez hissettiğim anlarım oldu.
Mavi, sakinleşmek istediğim gecelerim.
Siyah, güçlü görünmeye çalışırken yorulduğum günler.
Kırmızı, kontrol edemediğim duygularım.
Pembe, hala var olan küçük umutlarım.
Yeşil, iyileşmek isteyen tarafım.
Sarı ve turuncu, hatırlamak istediğim ama biraz uzak kalan neşem.
Kayseri’nin soğuk havası camdan içeri sızarken ben ilk kez kendi iç sıcaklığımı fark ediyordum. Belki de insan kendini en çok böyle anlarda tanıyordu; küçük bir ağrı, basit bir bant ve içe doğru açılan büyük bir düşünce kapısı.
Günlüğün Son Satırında Kalan His
Gece olduğunda omzum biraz daha rahatlamıştı. Ama asıl değişen şey bedenim değil, zihnimdi.
Yatağa uzandım ve tavana baktım. İçimde ne tamamen iyi olma hissi vardı ne de tamamen kötü. Ama garip bir şekilde bu hal bana huzur verdi.
Günlüğümün son satırına şunu yazdım:
“Belki de iyileşmek dediğimiz şey, sadece ağrının geçmesi değil. Belki de renkleri fark etmeye başlamak.”
Ve o gece uykuya dalarken, omzumdaki bantların renkleri zihnimde yavaş yavaş soluyordu.
Sitemizden Önerilen: Kan akışını hızlandıran besinler nelerdir ?