Gece Yarısı Donan Ekran ve İçimde Biriken Cümleler
Kayseri’de gece başka oluyor. Özellikle kış aylarında… İnsan pencereyi açınca yüzüne çarpan ayazla birlikte kendi içine de dönüyor. O gece odamda yalnızdım. Küçük çalışma masamın üstünde yarısı soğumuş çay, açık duran defterim ve bilgisayar ekranında dönüp duran bir yüklenme işareti vardı.
Bir videonun açılması için dakikalarca bekliyordum.
Bazen insanın canını büyük şeyler değil, küçücük gecikmeler yakıyor. O an bunu hissettim. Çünkü sadece video beklemiyordum aslında. Hayatımın bir yerlere akmasını bekliyordum. Bir şeylerin hızlanmasını… İçimde duran o ağırlığın hafiflemesini…
Türkiye’de internet hızı ne kadar diye o gece sinirle arattım. Sonuçlara bakarken hem şaşırdım hem de garip bir şekilde hüzünlendim. Çünkü rakamlar sadece interneti anlatmıyordu. Bir ülkenin sabrını, gençlerin bekleyişini, geciken hayalleri de anlatıyordu sanki.
Kayseri’de yaşayan 25 yaşında biri olarak internet benim için sadece sosyal medya ya da video demek değil. Bazen ailemden kaçıp kendime sığındığım bir alan. Bazen başka şehirlerde yaşayan arkadaşlarımla tek bağlantım. Bazen de geleceğe tutunmaya çalıştığım incecik bir ip.
Ama o ip sık sık kopuyor gibi hissediyorum.
Bir Dosyanın Yüklenmesini Beklerken Hayatımı Düşündüm
Üniversiteden mezun olduktan sonra hayat tam istediğim gibi gitmedi. İnsan mezun olunca her şey çözülecek sanıyor. Güzel bir iş, düzenli bir hayat, belki biraz huzur… Ama gerçek hayat insanın yüzüne sert vuruyor.
O gece freelance bir iş için hazırladığım dosyayı göndermem gerekiyordu. Saat gece 01.30 olmuştu. İnternet sürekli kopuyordu. Dosya yüzde 87’ye geliyor, sonra hata veriyordu.
İlk başta sinirlendim. Sonra sadece sandalyeye yaslandım.
Camdan dışarı baktım. Sokak bomboştu. Kar ince ince yağıyordu. Kayseri’nin sessizliği bazen insana iyi geliyor ama bazen insanı kendi düşüncelerine hapsediyor.
Bilgisayar ekranındaki “yükleniyor” yazısına bakarken kendimi düşündüm.
Ben de yükleniyor gibiydim.
Hayatım başlamaya çalışıyor ama sürekli bir yerde takılıyor gibi…
İnternet hızının düşük olması kulağa küçük bir problem gibi geliyor olabilir ama değil. Özellikle bizim yaşımızdaki insanlar için değil. Çünkü artık her şey internetten dönüyor. İş başvuruları, eğitimler, toplantılar, arkadaşlıklar, hayaller…
Bir bağlantı kopunca insanın morali de kopuyor bazen.
Türkiye’de İnternet Hızı Ne Kadar Diye Araştırırken İçime Oturan Gerçekler
Telefonumdan araştırmaya devam ettim. Türkiye’de ortalama internet hızlarıyla ilgili tabloları incelerken içimde garip bir burukluk oluştu.
Bazı ülkelerde insanlar saniyeler içinde dev dosyalar indiriyor. Biz burada bazen bir görüntülü konuşmayı bile donmadan yapamıyoruz.
En çok da annemin görüntülü konuşmalarda donup kalan yüzüne üzülüyorum.
Ablam Almanya’ya taşındığından beri annem onunla konuşurken hep heyecanlanıyor. Ama internet kötü olunca görüntü buz gibi kalıyor. Annemin yüzündeki o hayal kırıklığını görüyorum. “Kızımın sesi neden gitmiyor?” diye telaş yapıyor.
Belki bu yüzden internet meselesi bana teknik bir konu gibi gelmiyor artık.
Bu biraz özlem meselesi.
Biraz yetişememek.
Biraz geride kalmışlık hissi.
Sabahın Dördünde Çalan Mesaj
O gece uyuyamadım. İnternet düzeldiğinde dosya sonunda gönderildi ama içimdeki sıkışma geçmedi.
Saat sabaha karşı dört gibi telefonuma mesaj geldi.
Eski sevgilim yazmıştı.
“Uyuyor musun?”
İnsan bazı mesajları görünce geçmişin kapısı açılıyor. Üzerinden aylar geçmiş olsa bile bazı hisler hiç gitmiyor.
Konuştuk biraz.
İstanbul’da yaşadığını, iş temposundan bunaldığını anlattı. Sonra bir anda görüntülü aradı.
Açtım.
Ekran yine dondu.
İkimiz de güldük önce ama sonra sessizlik oldu. O kısa sessizlikte geçmişi hissettim. Birbirimizi kaybettiğimiz günleri… Söylenmeyen cümleleri…
“Sesin kesiliyor,” dedi.
“Senin de.”
Belki ilişkimiz de böyleydi zaten. Sürekli kopan bir bağlantı gibi…
İnsan bazen internet yüzünden değil, hayat yüzünden birbirine ulaşamıyor.
Kayseri’nin Soğuğu ve Gençlerin Sessiz Bekleyişi
Ertesi gün dışarı çıktım. Cumhuriyet Meydanı taraflarında yürüdüm biraz. Hava aşırı soğuktu. İnsanların yüzleri asık, herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor.
Bir kafeye oturdum.
Yan masada üniversite öğrencisi iki çocuk vardı. Biri diğerine internet paketinin yetmediğinden bahsediyordu. Online derslere bağlanamadığını anlatıyordu.
Sessizce onları dinledim.
Çünkü tanıdıktı.
Bizim kuşağın ortak yorgunluğu gibi…
Her şey dijitalleşirken bazı şeylere hâlâ zor ulaşmak insanı yoruyor. Hele ekonomik şartlar da ağırlaşmışken kaliteli internet bile bazen lüks gibi geliyor.
Bir kahve söyledim. Defterimi açtım.
Şunu yazmışım:
“İnsan bazen sadece hız değil, umut istiyor.”
O cümleyi yazarken gözlerim dolmuştu. Çünkü uzun zamandır kendimi sürekli bekleyen biri gibi hissediyordum.
Daha iyi günleri…
Daha huzurlu sabahları…
Daha net bağlantıları…
Babamın Sessizliği
Akşam eve döndüğümde babam televizyon izliyordu. Çok konuşan biri değildir. Hayat onu sessiz bir adama çevirdi biraz.
Yanına oturdum.
İnternet yine yavaştı. Televizyondaki uygulama açılmıyordu.
Babam sinirlenip kumandayı bıraktı.
“Eskiden insanlar mektup beklerdi,” dedi. “Şimdi internet bekliyoruz.”
Gülümsedim ama içime oturdu o cümle.
Çünkü doğruydu.
Beklemek değişiyor ama his aynı kalıyor.
İnsan hâlâ bir şeylerin gelmesini bekliyor.
Bir haber.
Bir ses.
Bir umut.
Türkiye’de İnternet Hızı Neden Bu Kadar Konuşuluyor?
Bence mesele sadece teknik altyapı değil. Çünkü internet artık hayatın tam merkezinde.
Bir genç iş bulmaya çalışırken internete ihtiyaç duyuyor.
Bir öğrenci ders izlemek için…
Bir anne uzaktaki çocuğunu görmek için…
Bir yalnız insan gece bir video açıp kafasını dağıtmak için…
İnternet yavaş olduğunda sadece sayfalar geç açılmıyor. İnsanların günlük hayatı aksıyor. Morali bozuluyor. Siniri yükseliyor.
Ben bunu özellikle son birkaç yılda çok hissettim.
Kayseri gibi şehirlerde bazen bağlantı problemleri insanı gerçekten yoruyor. Özellikle yoğun saatlerde internetin yavaşlaması artık sıradan bir durum oldu.
Ama insan alışmak istemiyor.
Çünkü gençlik biraz da hız demek. Hayatın akması demek.
Sürekli beklemek insanın ruhunu ağırlaştırıyor.
Bir Gece Çatıya Çıkıp Şehri İzledim
Geçen hafta yine internet kesilmişti.
Canım çok sıkkındı. Montumu giyip apartmanın çatısına çıktım.
Kayseri geceleri uzaktan çok güzel görünüyor. Şehrin ışıkları, uzaklardan gelen araba sesleri, soğuk hava…
Telefon çekmiyordu bile.
Ama ilk defa huzurlu hissettim.
Çünkü o an fark ettim:
Belki de bazen insanın bağlantısı internetle değil, kendisiyle kopuyor.
Uzun zamandır sadece yetişmeye çalışıyordum. Daha hızlı olmaya… Daha üretken olmaya… Daha güçlü görünmeye…
Ama içimde yorgun bir çocuk vardı.
Çatıdaki o sessizlikte kendime şunu söyledim:
“Bir gün her şey düzelecek.”
Bunu söylerken gerçekten inanmak istedim.
Okuyucularımıza “Türkiye’de internet hızı ne kadar” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Kefta ekibi olarak bizi okumaya devam edin!
Yavaş İnternetin İçinde Büyüyen Hayaller
Türkiye’de internet hızı ne kadar diye insanlar araştırıyor çünkü artık bu mesele gündelik hayatın tam içinde. Ama ben bu konunun biraz da duygusal tarafı olduğunu düşünüyorum.
Çünkü biz sadece daha hızlı video izlemek istemiyoruz.
Daha rahat yaşamak istiyoruz.
Beklemeden konuşmak…
Kopmadan bağlanmak…
Yarım kalmadan devam edebilmek istiyoruz.
Ben hâlâ geceleri günlük yazıyorum. Bazen internet gidiyor, bazen bilgisayar donuyor, bazen yüklediğim şeyler hata veriyor.
Ama yine de yazıyorum.
Çünkü insan umut etmeyi bırakınca gerçekten yoruluyor.
Belki bir gün Kayseri’de bir kafede otururken hiçbir şey donmadan çalışacak internet. Belki annem görüntülü konuşmada ablamın yüzünü net görecek. Belki gençler online derslere bağlanırken stres yaşamayacak.
Bilmiyorum.
Ama olmasını istiyorum.
Hem de çok.
Çünkü bazı şeyler teknik mesele olmaktan çıktı artık. İnsanların hayatına, psikolojisine, ilişkilerine dokunuyor.
Ben bunu her gün hissediyorum.
Ve galiba bu yüzden, küçücük bir bağlantı simgesi bile bazen insana umut gibi görünüyor.