Merhaba! Alman vatandaşı bir Türk Türkiye’de ne kadar kalabilir ile ilgili sağlam ve anlaşılır bilgiler için Kefta içeriğine göz atın.
İnsan bazen doğduğu ülkeye yıllar sonra geri döndüğünde kendisini hem evinde hem de yabancı hissedebilir. Almanya’da yaşayan, Alman vatandaşlığına geçen ve Türkiye’deki ailesini ziyaret etmek isteyen bir Türk için bu durum oldukça tanıdıktır. Bir yandan aile bağlarını korumak, diğer yandan iki ülke arasında kurduğu yaşamı sürdürmek ister. Ancak karşısına çıkan önemli sorulardan biri şudur:
Bu sorunun yanıtı yalnızca yasal sürelerle ilgili değildir. Vatandaşlık, aidiyet, aile ilişkileri ve toplumsal kabul gibi konular da bu deneyimin önemli parçalarıdır. Konuyu sosyolojik açıdan değerlendirdiğimizde bireyin hukuki statüsü ile toplum içindeki konumunun her zaman aynı olmadığını görürüz.
Alman vatandaşlığına sahip bir Türk, Türk vatandaşlığını da koruyup korumadığına göre farklı kurallara tabi olabilir. Bu ayrım, Türkiye’de kalış süresini belirleyen temel noktadır.
Alman vatandaşlığını alan kişi aynı zamanda Türk vatandaşlığını da koruyorsa Türkiye’ye Türk vatandaşı olarak giriş yapabilir. Türk vatandaşlarının Türkiye’de kalış süresi bakımından yabancılara uygulanan 90 günlük vize sınırı geçerli değildir.
Bu kişiler, Türkiye’de vatandaşlık hakları çerçevesinde ikamet edebilir. Ancak uzun süreli yaşamda adres kaydı, çalışma, sosyal güvenlik ve diğer idari yükümlülükler gibi konular ayrıca değerlendirilmelidir.
Türk vatandaşlığından çıkmış ve yalnızca Alman vatandaşlığına sahip olan kişiler için durum farklıdır. Alman vatandaşları, genel olarak Türkiye’de her 180 günlük dönem içinde 90 güne kadar vizesiz kalabilir.
Bu sürenin aşılması planlanıyorsa uygun ikamet iznine başvurulması gerekebilir. İkamet izninin türü ve koşulları kişinin durumuna göre değişebilir. Uzun süreli kalış öncesinde Göç İdaresi Başkanlığının güncel açıklamaları kontrol edilmelidir.
Türk vatandaşlığından izinle çıkan ve gerekli koşulları taşıyan kişiler, Mavi Kart sayesinde kanunda belirtilen istisnalar dışında birçok haktan yararlanabilir. Mavi Kart, Türk vatandaşlığıyla aynı şey değildir; özellikle seçme ve seçilme hakkı gibi konularda farklılıklar bulunur.
Bu ayrım, sosyolojik açıdan da önemlidir. Çünkü kişinin Türkiye ile kültürel ve ailevi bağları devam etse bile hukuki statüsü değişmiş olabilir.
Sosyolojide vatandaşlık, bireyin devletle kurduğu hukuki ilişkinin yanında toplumsal haklara erişimini ve toplum içindeki konumunu da ilgilendirir. Aidiyet ise kişinin kendisini bir topluluğa ne ölçüde bağlı hissettiğiyle ilişkilidir.
Alman vatandaşı bir Türk, Almanya’da eğitim görmüş, çalışmış ve aile kurmuş olabilir. Buna rağmen Türkiye’deki akrabalarıyla ilişkilerini sürdürmek, bayramlarda ailesini ziyaret etmek veya emeklilik dönemini Türkiye’de geçirmek isteyebilir.
Bu örnek, göç sosyolojisinde ele alınan ulusötesi yaşam kavramıyla ilişkilidir. İnsanlar artık her zaman tek bir ülkeyle sınırlı sosyal ilişkiler kurmamakta; aile, iş, kültür ve ekonomik faaliyetlerini farklı ülkeler arasında sürdürebilmektedir.
Türkiye’de aile bağlarının güçlü olması, yurt dışında yaşayan vatandaşların uzun ziyaretler yapma isteğini etkileyebilir. Özellikle yaşlı ebeveynlerin bakımı, çocukların büyükanne ve büyükbabalarıyla ilişkisi ve bayram ziyaretleri, kalış süresi kararında belirleyici olabilir.
Ancak aile beklentileri herkes için aynı değildir. Bazı aileler uzun süreli ziyaretleri memnuniyetle karşılarken bazıları çalışma düzeni, evin fiziksel koşulları veya kişisel sınırlar nedeniyle farklı tercihler yapabilir.
Kadınların aile büyüklerinin bakımını üstlenmesinin beklendiği toplumsal yapılarda, Türkiye’de daha uzun süre kalma isteği özellikle kadınlar üzerinde baskı oluşturabilir. Almanya’daki iş ve aile sorumluluklarıyla Türkiye’deki bakım beklentileri çatıştığında bireyler zor kararlarla karşılaşabilir.
Bu durum, toplumsal cinsiyet rollerinin göç deneyimini nasıl şekillendirdiğini gösterir. Bireyin ne kadar kalabileceği hukuken belirlenirken ne kadar kalmasının beklendiği çoğu zaman toplumsal normlarla belirlenir.
İki ülkede yaşam kurmak bazı insanlara ekonomik ve kültürel avantajlar sağlayabilir. Örneğin Almanya’da gelir elde eden biri, Türkiye’de daha uzun tatil yapabilecek maddi olanaklara sahip olabilir. Ancak herkes için bu durum geçerli değildir.
Döviz kuru, konut fiyatları, sağlık hizmetlerine erişim ve aile içindeki ekonomik sorumluluklar, kalış kararını etkiler. Ayrıca yalnızca Alman vatandaşlığına sahip kişiler ile Türk vatandaşlığını koruyanlar arasında hukuki açıdan önemli farklılıklar vardır.
Bu noktada tartışması gündeme gelir. İnsanların aileleriyle bir arada yaşama ve kültürel bağlarını sürdürme isteği, hukuki düzenlemeler ve ekonomik imkânlarla kesişir.
ise aynı isteğe sahip kişilerin maddi kaynakları ve hukuki statüleri nedeniyle farklı seçeneklere sahip olmasıyla ortaya çıkabilir.
Göç üzerine yapılan akademik çalışmalar, göçmenlerin kimliklerini ve sosyal ilişkilerini yalnızca yaşadıkları ülkeye göre tanımlamadıklarını gösterir. Özellikle ulusötesi göç araştırmaları, aile bağlarının, ekonomik ilişkilerin ve kültürel alışkanlıkların sınırların ötesinde sürdürülebildiğini ortaya koyar.
Örneğin sosyolog Peggy Levitt ve Nina Glick Schiller, 2004 yılında yayımlanan çalışmalarında ulusötesi sosyal alanların önemini tartışmıştır. Bu yaklaşım, Almanya’da yaşayan Türk kökenli kişilerin Türkiye ile ilişkilerini anlamak için de yararlıdır.
Thomas Faist’in ulusötesi toplumsal alanlar üzerine çalışmaları da göçün yalnızca bir ülkeden diğerine taşınmak olmadığını; aile, ekonomi ve toplumsal ağlar aracılığıyla devam eden bir süreç olduğunu vurgular.
Bu araştırmalar belirli bir kişinin Türkiye’de kaç gün kalabileceğini hesaplamaz. Bunun yerine, kalış kararlarının arkasındaki toplumsal ilişkileri anlamamıza yardımcı olur.
Alman vatandaşı bir Türk’ün Türkiye’de ne kadar kalabileceği, öncelikle Türk vatandaşlığını koruyup korumadığına bağlıdır. Her iki vatandaşlığa da sahip olanlar Türkiye’de vatandaşlık statüsüyle kalabilirken yalnızca Alman vatandaşlığına sahip olanlar genel olarak 180 günlük dönem içinde 90 gün kuralına tabidir. Daha uzun kalış için uygun ikamet izni gerekebilir.
Ancak bu sorunun toplumsal boyutu da en az hukuki boyutu kadar önemlidir. İnsanların ülkeler arasında kurduğu bağlar; aile ilişkileri, ekonomik imkânlar, kültürel alışkanlıklar ve aidiyet duygusuyla şekillenir.
Kaynaklar:
– T.C. Göç İdaresi Başkanlığı:
– T.C. Dışişleri Bakanlığı:
– Levitt, P. ve Glick Schiller, N. (2004). Conceptualizing Simultaneity: A Transnational Social Field Perspective on Society. International Migration Review.
– Faist, T. (2000). The Volume and Dynamics of International Migration and Transnational Social Spaces.
Sizce bir insanın kendisini bir ülkeye ait hissetmesi için o ülkenin vatandaşı olması yeterli midir? Almanya ile Türkiye arasında yaşayan kişilerin aile bağları ve kültürel kimlikleri sizce nasıl değişiyor? Kendi çevrenizde bu deneyimi yaşayan insanların hikâyeleri, aidiyet ve toplumsal eşitsizlik hakkındaki düşüncelerinizi nasıl etkiledi?