Ussal Çıkarım Ne Anlama Gelir? Bir Genç Yetişkinin Duygusal Yolculuğu
Hayal kırıklığı, umut, kararsızlık… Bazen hayat, duygusal bir yolculuğa dönüşür. Kendini bulmak, anlamak ve dünya ile ilişkini doğru kurmak, çıkmaz sokaklarda kaybolan bir insanın tek isteği olur. Bugün, bana en yakın yerlerden birinde – Kayseri’nin dar, sakin sokaklarında – düşüncelerimin arkasında kaybolduğum bir anı anlatacağım.
—
İlk adımlarımda karışık bir dünya
O günü hatırlıyorum. Hava, bir Kayseri sabahı gibi taze ve serindi. 25 yaşında, duygusal anlamda benden çok şey isteyen bir genci düşündüm. İçimde bu kararsızlık vardı, ama aynı zamanda bu boşluk. Gerçekten ne hissettiğimi bilmiyordum. Çevremdeki herkesin bir amacı vardı, bir hedefi vardı ama ben… Ben hep kaybolmuştum. Hedefler, arzular, aşk, hayatın sundukları… Tüm bu büyük kelimeler beni korkutuyordu. “Gerçekten ne istediğimi anlamalıyım,” diye düşündüm ama işte o an, tek bir kelime beni buldu: ussal çıkarım.
Ne demekti bu? Düşüncelerim nereye gitmek istiyordu? Zihnimde bu kelimenin yankısı vardı. Ussal çıkarım… Gerçekten ne demekti bu? Hayatımda bir yerde, bir noktada, bana tanıdık bir şey gibi geliyordu ama bir türlü anlam veremiyordum. O anda, her şey gibi, zaman da durdu. Beni anlamak, bir anlam bulmak, belki de bu terimi çözmek istiyordum.
—
Bir parkta, yalnız
Kayseri’de, sabahları yürüyüş yapmak alışkanlık haline gelmişti. Birkaç arkadaşım her sabah beni arar, gelmeme üzülürlerdi. Ama o sabah, yalnız başıma bir parka gitmek istedim. Sabahın erken saatlerinde, her şey sessizdi. Yavaşça yürürken bir park bankına oturdum. Kalbim biraz hızlandı. Neden mi? Çünkü hayatımda ilk kez bir şeylere doğru adım atıyordum. “Ussal çıkarım” dedim içimden. Hah, işte o an.
Zihnimde bir patlama oldu. O kadar çok soru vardı ki: Gerçekten doğruyu görebiliyor muyum? Hislerim ve mantığım arasında bir bağ kurmalı mıyım?
Bir arkadaşımın bana hep söylediği bir şey vardı: “Bir şeyi anlaman için önce ona ne kadar yakın olman gerektiğini bilmelisin.” Yani, bazen duygusal bir çıkmazda olmak, bir şeyleri göz önünde bulundurmak gerekir. Her şeyin mantıklı olması gerekmezdi, bazen hissetmek yeterli oluyordu. Ama bir yandan da, hislerimi mantıkla dengelemem gerektiğini düşündüm. Ussal çıkarım, duygularımla mantığım arasında bir köprü kurmaktı aslında. Ama bir köprü kurarken, o köprünün sağlam olması gerektiğini biliyordum.
—
Duyguların mantıklı yönü var mı?
Sokakta ilerlerken, Kayseri’nin taş duvarları bana bir şeyler fısıldıyordu. Gözlerim, her zaman mutlu ve neşeli olan o kalabalığa odaklandığında, aslında yalnız olmama rağmen her bir insanın hayatında bir çıkmazda olduğunu fark ettim. Hayatımı anlamak için daha çok düşünmeli miydim? O kadar çok duyguyu, o kadar çok düşünceyi içimde tutmak… Zihnimi fazlasıyla meşgul ediyordu.
Hep kendime şu soruyu sordum: Bir insan sadece duygularıyla mı hareket eder, yoksa mantıklı bir çıkarım da yapmalı mıdır?
Benim gibi genç bir insan için bu soru büyük bir anlam taşıyordu. Çünkü duyguların esiri olmanın, bazen hayatı zorlaştırabileceğini biliyordum. Ama mantık da bir o kadar soğuk ve uzak bir şeydi. Gerçekten hangisi önemliydi? Ya da belki de ikisi arasında bir denge bulmalıydım?
—
Bir kargaşanın ortasında sakinleşmek
Bir süre sonra, Kayseri’nin parkında içimdekileri dışa vuramamış bir şekilde yürüdüm. “Bunu anlamalıyım,” diye geçirdim içimden. Anlamadıkça huzursuz hissedecektim. Düşüncelerimden kaçmak, duygularımın peşinden sürüklenmek istemiyordum. Ama ne yapmalıydım? Mantık mı? Duygular mı? Ussal çıkarım tam olarak neyi ifade ediyordu?
O an parkta karşılaştığım bir eski arkadaşım, benimle konuşmaya başladı. Yavaşça yürürken, hayatının mantıkla mı, yoksa duygularla mı şekillendiğini sordu. “Kendini nasıl buluyorsun?” diye sordu.
Bu soruyu daha önce de duymuştum ama o an, gerçekten yanıtı duymak istedim. “Bazen bir çıkarım yapmalıyım,” dedim. “Bazen mantığımı devreye sokmalı, duygularımı bir kenara bırakmalıyım.”
Gülümseyerek bana baktı. “Gerçekten ne hissettiğini bilmelisin,” dedi. “Ama sadece hissetmek değil, anlamak da gerekir.”
O an içimde bir şeyler değişti. Ussal çıkarım sadece mantıklı olmak değil, duyguların ötesinde bir anlam bulmaktı. O anlam, hislerimin ve düşüncelerimin birleşmesiydi.
—
Hayat, duyguların ve mantığın birleşimidir
O günden sonra, Kayseri’nin sokaklarında yürürken her adımımda biraz daha rahatladım. Ussal çıkarımı daha iyi anlıyordum. Mantığım ve hislerim arasında bir köprü kurmuştum. Artık kararlarımı sadece birine değil, her iki tarafa da danışarak veriyordum. İçimdeki huzursuzluk bir nebze azalmıştı.
O gün parktaki sohbet, hayatımın dönüm noktalarından biriydi. Ussal çıkarım, mantık ve duyguların arasında kurulan bir dengeydi. Ne kadar duygusal olursam olayım, bir noktada düşünmem gerekiyordu. Ya da ne kadar mantıklı olursam olayım, kalbimi de dinlemeliydim. Gerçekten de hayat, hem hissetmek hem de anlamaktı.
Zihnimde bir düzene giren her düşünce, bir adım daha yakınlaşmamı sağladı. Ussal çıkarım, hayatta her şeyin dengede olması gerektiğini, birinin diğerine baskın çıkmaması gerektiğini öğretti bana.
—
Sonuç: Yola devam etmek
Hayatın içinde, bazen bir adım geri atıp düşünmek gerekebilir. Mantıkla hareket etmenin ve duyguları ön planda tutmanın, bazen nasıl büyük farklar yaratabileceğini öğrendim. Ussal çıkarım sadece bir felsefi düşünce değil, yaşamın kendisiydi. Yola devam ederken, her zaman hislerimi de dinleyecek ama onları mantıklı bir biçimde şekillendirecektim. Kayseri’nin sokakları, bana bir ders vermişti: Bazen doğruyu bulmak için önce soruyu doğru sormak gerekir.